Ben (Troy), bugün Downsat’a fiyorum ki Google Talk kullanarak; “Yılbaşına çok az kaldı hemen haber girmemiz lazım hediye ile ilgili”. O da “Haklısın hediye verelim, hoş olur” dedi ve ben Trinity’i görmem için bulabildiğim tek otobüs biletine yetişmek için evde kalan son 10 dakikamda tabiri caiz ise “deli gibi” başladım hediye ile ilgili haberi yazmaya.
Ne hediye ne hediye verelim… derken, (bu yazacağım, aynı zamanda bize gelen “nan ne şanslı adamlarsınız. incelediğiniz ürünler size kalıyor değil mi? satıyo musunuz onları?” sorusunun da cevabı) firmaların test için gönderdiği ancak kullanmayarak okurlarımıza hediye etmek için sakladığımız dolabımızdan kalan ürünlerden hangisini seçsem diye kastım biraz.
Ne dijital fotoğraf makinesi, ne mp3 çalar ne de monitör. Hediyeler içerisinden en nadide olanını; yani eşi benzeri olmayan Google logolu ve parayla satılmayan bir USB bellek hediye etmeye karar verdik.
Kalan sayılı dakikalarda yazıyı hazırlayıp yayına vermenin keyfi ile yola koyuldum. Otobüs yolculuğundan sonra Trintiy’e geldim ve saat gece yarısına yaklaşırken koca bir hatanın farkına vardım. Ben ve Downsat Cumaretsi gecesini yılbaşı sanıyoruz. Haberi de yanlışlıkla bugünden girdik. Yayından kaldırmamız olmaz tabi. Söyleyecek ve itiraf edecek kimse bulamadık ve blogumuza yazalım dedik.
Unutmadan…
Aşağıdakiler, şehirler arası otobüs yolculuğu sırasında yanımda oturan ve o akşam tanıştığımız kızla geçen konuşma;
Troy - Bu akşam napıyosun?
Nazan - Hiç, evde olurum herhalde
Troy - Aaa! Oldu mu? Böyle bir gecede evde oturulur mu?
Nazan - Ya ben pek çıkmam.
Troy - Aaa! Hiç olur mu?
….
Konuşma sona ererken ben “Mutlu yıllar” diyerek ayrıldım. Gerçeği evde öğrenmek ve Nazan’a söylediklerimi düşününce kıpkırmızı oluyorum hala.
Böyle işte
Troy